bir adamın ömrü ne kadardır
yahut bir pantolonun
bir pantolon yılı
tam olarak kaç
adam yılına tekabül ediyor
pantolon
sevgili gibi
her anın onunla
hem gecelik hem gündüzlük
velhasıl ömürlük
kaç çamaşır geçti kimbilir ağından
haliyle o da yıprandı
duygular gibi
geceler gibi/cümleler gibi
geceleyin kurulan cümleler gibi
olur da yırtılırsa birgün
-ki bu kaçınılmaz son bir pantolon için-
adamın kıçı hayata küsecek
hayatın kıçına vurduğu bilmem kaç tonluk tekmeyle
ruhunu teslim eylemiş olacak çünkü pantolonu
öylesine alışmıştı ki kıç pantolona
-tek olan şeye alışmaktan başka çaren yoktur-
canlıların öldüğü gibi birgün onunda yırtılacağına inanmıyordu
-öleceğine diyelim daha doğrusu 'çünkü alışılan şey canlı bulur gözde'-
belki de tek olduğundandı
gardropta türünün tek örneğiydi zira
daha doğrusu kapı askılığında
o da alışmıştı adamın kıçına
ne de olsa sürekli beraberlerdi
hülasa diyelim
eğer ki ameliyatla aldılarsa bu pantolonu adamın kıçından
pantolon zamanında oraya iyice yerleşmiş
ve birhayli zaman geçirmiş demektir orada
Bu Blogda Ara
28 Şubat 2011 Pazartesi
26 Şubat 2011 Cumartesi
...
ömür dediğin de bu kadar kolay bitebilse
kaç ömür değiştirirdim bu yaşıma kadar -kim bilebilir-
hoşçakal
gözlerin de hoşçakalsın
saç tellerin akıp dururken debisi birhayli yüksek bir nehir gibi
omuzlarına
tenin de hoşçakalsın
sen de hoşçakal
...kal
neden bu kadar kolay söyledin
biraz daha süsleyebilirdin benden çok uzaklara gideceğini söyleyen cümleyi
işte o zaman az da olsa sevginden nasiplendiğimi anlar mutlu olurdum
ama şimdi hoşçakal
bambaşka yeşillikteki gözlerin de hoşçakalsın
adı gözkapakların olan uçurumun kenarında bir semazen havasında raks ederken
kirpiklerin
sen de hoşçakal
buhurdan nefesin de hoşçakalsın
ama dudakların gitmesin
onlar hoşça yanımda kalsın
yokluğunu hissettiğimde
o üryan yalnızlığı benden alsın
fakat şimdi sen hoşçakal
parmak uçların da hoşçakalsın
ve eğer gitmeye kararlıysa kolların da gidebilirler
ama avuç içlerin bende kalsın
ben sana veda ederken
tırnakların da hoşçakalsın
sen de hoşçakal
...kal
gitme otobüsüne var daha
azrail haberleyecek hoşçakalma vaktini
şimdilik sen
benim yanımda hoşçakal
parmak uçların da
hoşçakalsın yanımda
16 Şubat 2011 Çarşamba
cinsellik ve insanlık
içeri girmek kolay olabilir ama
gönüle girmek zordur
ve zorlar keyif verir insana
eğer içeri girmeyle keyif alıyorsa birisi
o sadece erkektir
ama eğer gönüle girmek için izlediği yolda
ileriye attığı her adımla zevkin ve keyfin doruklarına tırmanıyorsa
o sadece erkek değil
insandır da
gönüle girmek zordur
ve zorlar keyif verir insana
eğer içeri girmeyle keyif alıyorsa birisi
o sadece erkektir
ama eğer gönüle girmek için izlediği yolda
ileriye attığı her adımla zevkin ve keyfin doruklarına tırmanıyorsa
o sadece erkek değil
insandır da
11 Şubat 2011 Cuma
sevişmelerin kokusu
farklıdır sevişmenin kokusu
ve hep bambaşka bir zamanda çarpar burnuna
birinin hayatına öylesine yerleşmişken
başka hayatlarda bulursun kendini
öncekiyle alakası olmayan kaderlerle çevrilirsin
sersemce bir rüyadan tadına doyamayacağın birgüne
o ilk adımı atarsın
çok farklılık sevişmenin kokusu
ve en az kendi kadar farklı zamanlarda çarpar burnuna
ve hep bambaşka bir zamanda çarpar burnuna
birinin hayatına öylesine yerleşmişken
başka hayatlarda bulursun kendini
öncekiyle alakası olmayan kaderlerle çevrilirsin
sersemce bir rüyadan tadına doyamayacağın birgüne
o ilk adımı atarsın
çok farklılık sevişmenin kokusu
ve en az kendi kadar farklı zamanlarda çarpar burnuna
hasrete dair sorular ve sorular
hasretler özlenilene yaklaştıkça mı büyüyor
yoksa bu ne bok olduğu belli olmayan hislerim
beni yine mi yanıltıyor
yahut yaklaştığım gerçekten özlenilen mi
bu benim hissettiğim gerçekten özlem mi
benim bu içimde duyduğum
sahiden şu zamana kadar kimleri neleri özledim ben
sorular
sizinde
...
sözde hocaların sordukları üniversitede
yahut hocaların sordukları
gün içerisinde insanlara yönelttiğim
gün dışında kendi kendime sorduğum
-şuan olduğu gibi-
kabirde soracakları
sormayacakları
...
yoksa bu ne bok olduğu belli olmayan hislerim
beni yine mi yanıltıyor
yahut yaklaştığım gerçekten özlenilen mi
bu benim hissettiğim gerçekten özlem mi
benim bu içimde duyduğum
sahiden şu zamana kadar kimleri neleri özledim ben
sorular
sizinde
...
sözde hocaların sordukları üniversitede
yahut hocaların sordukları
gün içerisinde insanlara yönelttiğim
gün dışında kendi kendime sorduğum
-şuan olduğu gibi-
kabirde soracakları
sormayacakları
...
geridönüşüm memuru
selamını verdi
boş tenekeleri toplayıp gitti
ne kimseye söverdi
ne de birgün halinden şikayet etti
montu dededen yadigar
yırtık çarıklarıysa devletten
dize ulaştığında kar
kırk gün medet umardı bir ekmekten
şimdi sorsalar memnun musun diye
ziyadesiyle der hıçkırarak
ovalayarak yaşlı gözlerini
devem eder aramaya
hiç tanımadığı insanlardan artakalanları
boş tenekeleri toplayıp gitti
ne kimseye söverdi
ne de birgün halinden şikayet etti
montu dededen yadigar
yırtık çarıklarıysa devletten
dize ulaştığında kar
kırk gün medet umardı bir ekmekten
şimdi sorsalar memnun musun diye
ziyadesiyle der hıçkırarak
ovalayarak yaşlı gözlerini
devem eder aramaya
hiç tanımadığı insanlardan artakalanları
---
bekle beni hayallerimdeki geleceğim
birgün koşar adımlarla sana geleceğim
ben bir köpek gibi nefes nefese kalmışken
-ağzımdan sarkan yüreğimle-
bana üfleyeceğin ruhla dirileceğim
sonra bir daha ölmek mi sana kavuşmuşken
bıraksana kimin umrunda bu saçmalık
beni bekle beklerken daha da büyü
zor olsun ki kavuşmak
bozulmasın o muhteşem tılsım o büyü
işte o gün tam dokunmuşken yasak elmaya
sadece soğuk ve pütürlü parmak uçlarımın değil
tüm kızıllığıyla benim olacak ulaşılmazlığı
tek yiyeceğim o olsa da hiç bitmeyecek
birgün koşar adımlarla sana geleceğim
ben bir köpek gibi nefes nefese kalmışken
-ağzımdan sarkan yüreğimle-
bana üfleyeceğin ruhla dirileceğim
sonra bir daha ölmek mi sana kavuşmuşken
bıraksana kimin umrunda bu saçmalık
beni bekle beklerken daha da büyü
zor olsun ki kavuşmak
bozulmasın o muhteşem tılsım o büyü
işte o gün tam dokunmuşken yasak elmaya
sadece soğuk ve pütürlü parmak uçlarımın değil
tüm kızıllığıyla benim olacak ulaşılmazlığı
tek yiyeceğim o olsa da hiç bitmeyecek
--
keşke senin kalbin olsaydım
kapılarımı zorlayan duygulardan
istediğime buyur derdim
istediğimi yakasıyla paçasıyla pişman ederdim
adresime dayandığına
senin kalbin ben olsaydım
şuanki ben olmayacağımdan
kimseye açmazdım o kutlu kapılarımı
bir sır gibi toprağın altında dahi
öylece kilitli kalırlardı
gökyüzü saçmalarsa
alçan bakalım alçalabildiğin kadar gökyüzü
yerin dibine girdiğinde
adınla hitap etmeyecekler sana
adında seninle birlikte saklanacak
sonra ne kadar toprak olmaya çabalasan da
olamayacaksın
rengin de değişmeyecek
gökyüzü de demeyecekler sana
bir tezatlık başını alıp gidecek
sonra
hiç bu kadar utanmamıştım diyeceksin
pişmanlığın ayyuka değdiğinde
aklından geçen tek şey ölüm olacak
her ne kadar çabalamasan da
-diğer herşeyde yaptığın gibi-
ölmeyi de beceremeyeceksin
-hiçbirşeyi beceremediğin gibi-
tekrar tekrar ölmek geçecek aklından
her beceriksizlik sonrası
ve tekrar tekrar beceremeyeceksin
yerin dibine girdiğinde
adınla hitap etmeyecekler sana
adında seninle birlikte saklanacak
sonra ne kadar toprak olmaya çabalasan da
olamayacaksın
rengin de değişmeyecek
gökyüzü de demeyecekler sana
bir tezatlık başını alıp gidecek
sonra
hiç bu kadar utanmamıştım diyeceksin
pişmanlığın ayyuka değdiğinde
aklından geçen tek şey ölüm olacak
her ne kadar çabalamasan da
-diğer herşeyde yaptığın gibi-
ölmeyi de beceremeyeceksin
-hiçbirşeyi beceremediğin gibi-
tekrar tekrar ölmek geçecek aklından
her beceriksizlik sonrası
ve tekrar tekrar beceremeyeceksin
-1
bir teknem olsaydı sevgilim küçükçe
gözlerinde sonsuz bir yolculuğa çıkardım
seni de alırdım yanıma
o zaman kesin anlardın
gözlerin hakkında kurduğum cümleleri
onların mübalağadan zerre olsun nasiplenmediğini
ve yine
onların o eşsiz maviliği anlatmadaki yetersizliğini
gözlerinde sonsuz bir yolculuğa çıkardım
seni de alırdım yanıma
o zaman kesin anlardın
gözlerin hakkında kurduğum cümleleri
onların mübalağadan zerre olsun nasiplenmediğini
ve yine
onların o eşsiz maviliği anlatmadaki yetersizliğini
-
bir büyü aslında senin kokun
tenime sindiği andan itibaren
yaşamımı olması gerektiği gibi kılan
kokun tenime değince anlıyorum
öncesinde ne kadar çaresiz olduğumu
tenime sindiği andan itibaren
yaşamımı olması gerektiği gibi kılan
kokun tenime değince anlıyorum
öncesinde ne kadar çaresiz olduğumu
artık gözlerini aramıyorum
anladım ki iyice uzaklara benden
rüzgarı sırtında martılar gibi
aradıkça kaçacaklar benden
artık ellerini de aramıyorum
onlar ki bir parçaydı bedenimden
avuçlarında doğuyordu mekan
avuçlarından akıyordu zaman
...parmak uçlarına
kokun uzakça bir mevsim artık bana
sert rüzgarların bile geri getiremeyeceği
istesem de uyanamam bu rüyadan
kokun düşlerimden hiç gitmeyecek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




