Bu Blogda Ara

21 Mart 2011 Pazartesi

cürümlerimin prensesi

tüm bu olanlara rağmen
tanrı
halen beni seviyor sanırım
sancıdan kıvranırken
tanımadığım bir insanın
beni arabasına almasından vardım bu uç noktaya

hey gidi
daha da sevse de
şu yanımdaki kızı onun silüetine bürüse
benide o kız her kimi seviyorsa onun silüetine bürüse
eşşek dahi olsa sevdiği-
ön ayaklarımla sımsıkı sarılsam

ben yanımdakini o sansam
yanımdaki beni o sansa
sımsıkı sarılsak birbirimize aldanarak
fakat mutlulukla
umut ve özlemle
hiç dinmeyecek olan

aldanmak olmasa zerre hissedemeyeceğim seni
seni seviyorum
ve seni de 'aldanmak'

ve tanrıda beni seviyor
ufacık daha gözüne girsem
duam kabul olacak
ve tüm dişiler sen olacak
sonra yerin dibine girecek senin tüm anlamın

şimdi daha iyi anlıyorsun değil mi beni
sırf ulaşılmazlığını koru
o yüklü anlamını yitirme diye
küçük dahi olsa günah işliyorum
cürümlerimle arşa yükseltiyorum seni

günahlarımın prensesi
o derece ulaşılmazsın ki

8 Mart 2011 Salı

radyo yd

selam ben basurlu köyünden hemocan sıradaki parça yurtiçi ve yurtdışındaki tüm basurlulara gelsin:

daha dün nezlemizin
tasasını çekerken
kulak burun boğazın
kapısında yatarken

şimdi basurlu olduk
hastaneyi doldurduk
sancılıyız hepimiz
yaşasın fitilimiz

basur göt güneşidir
bize sancılar saçar
dübürde çatlak eşidir
çıkan bok geri kaçar

basur insanlık hali
her anı sızı dolu
sancılıyız hepimiz
yaşasın fitilimiz

7 Mart 2011 Pazartesi

pratik tarifler(tarife-i hayal)

derince bir hayat tenceresine bir tutam düşünce koyup kısık ateşte kavurun
kavurma işlemine hisler toz pembeleşinceye kadar devam edin
devamında bir çorba kaşığı sevgilinin buğday rengi saçlarından
bir tatlı kaşığı dudaklarından ve yanaklarından özenle hazırlanmış tatlandırıcıyı
öncesinde tencerede kavrulmuş olan düşüncelere ekleyin

daha evvelinde hazırlanmış ve kaselenmiş olan
sevgilinin yaşama sevinci veren sözlerini bu aşamada ilave edin
türlü dertlerle alaştırılıp oluşturulan kaşığınızla iyice karıştırdıktan sonra
kapağı kuru gürültü almayacak şekilde sıkıca kapatıp
on beş yıl kadar harlı ateşte pişirin

artık sona geldik

kapanışta  baharat sevenler için
biraz mekan ve gerçekleşmeme ihtimali
biraz yaşama sevinci ve umut
ve biraz da tuz -yani sevgilinin gözlerinden-
-kendi kafilik anlayışınıza göre-ekleyin
(unutmayın bu yemek tuzu çok sever)

ve iki yıl daha kısık ateşte beklettikten sonra
'afiyetle yiyebilirsiniz'
demek isterdim ama yiyemezsiniz
ya dibi tutar
ya da yedirtmezler

28 Şubat 2011 Pazartesi

adam ve pantolonuna dair ve kıçına da...

bir adamın ömrü ne kadardır
yahut bir pantolonun

bir pantolon yılı
tam olarak kaç
adam yılına tekabül ediyor

pantolon
sevgili gibi
her anın onunla

hem gecelik hem gündüzlük
velhasıl ömürlük

kaç çamaşır geçti kimbilir ağından

haliyle o da yıprandı
duygular gibi
geceler gibi/cümleler gibi
geceleyin kurulan cümleler gibi

olur da yırtılırsa birgün
-ki bu kaçınılmaz son bir pantolon için-
adamın kıçı hayata küsecek
hayatın kıçına vurduğu bilmem kaç tonluk tekmeyle
ruhunu teslim eylemiş olacak çünkü pantolonu

öylesine alışmıştı ki kıç pantolona
-tek olan şeye alışmaktan başka çaren yoktur-
canlıların öldüğü gibi birgün onunda yırtılacağına inanmıyordu
-öleceğine diyelim daha doğrusu 'çünkü alışılan şey canlı bulur gözde'-
belki de tek olduğundandı

gardropta türünün tek örneğiydi zira
daha doğrusu kapı askılığında
o da alışmıştı adamın kıçına
ne de olsa sürekli beraberlerdi

hülasa diyelim
eğer ki ameliyatla aldılarsa bu pantolonu adamın kıçından
pantolon zamanında oraya iyice yerleşmiş
ve birhayli zaman geçirmiş demektir orada

26 Şubat 2011 Cumartesi

...

ömür dediğin de bu kadar kolay bitebilse 
kaç ömür değiştirirdim bu yaşıma kadar  -kim bilebilir-

hoşçakal
gözlerin de hoşçakalsın
saç tellerin akıp dururken debisi birhayli yüksek bir nehir gibi
omuzlarına
tenin de hoşçakalsın
sen de hoşçakal
...kal

neden bu kadar kolay söyledin
biraz daha süsleyebilirdin benden çok uzaklara gideceğini söyleyen cümleyi
işte o zaman az da olsa sevginden nasiplendiğimi anlar mutlu olurdum

ama şimdi hoşçakal
bambaşka yeşillikteki gözlerin de hoşçakalsın
adı gözkapakların olan uçurumun kenarında bir semazen havasında raks ederken
kirpiklerin
sen de hoşçakal
buhurdan nefesin de hoşçakalsın

ama dudakların gitmesin
onlar hoşça yanımda kalsın
yokluğunu hissettiğimde
o üryan yalnızlığı benden alsın

fakat şimdi sen hoşçakal
parmak uçların da hoşçakalsın
ve eğer gitmeye kararlıysa kolların da gidebilirler
ama avuç içlerin bende kalsın
ben sana veda ederken
tırnakların da hoşçakalsın
sen de hoşçakal

...kal
gitme otobüsüne var daha
azrail haberleyecek hoşçakalma vaktini
şimdilik sen
benim yanımda hoşçakal
parmak uçların da 
hoşçakalsın yanımda

16 Şubat 2011 Çarşamba

cinsellik ve insanlık

içeri girmek kolay olabilir ama
gönüle girmek zordur
ve zorlar keyif verir insana
eğer içeri girmeyle keyif alıyorsa birisi
o sadece erkektir
ama eğer gönüle girmek için izlediği yolda
ileriye attığı her adımla zevkin ve keyfin doruklarına tırmanıyorsa
o sadece erkek değil
insandır da

11 Şubat 2011 Cuma

sevişmelerin kokusu

farklıdır sevişmenin kokusu
ve hep bambaşka bir zamanda çarpar burnuna
birinin hayatına öylesine yerleşmişken
başka hayatlarda bulursun kendini
öncekiyle alakası olmayan kaderlerle çevrilirsin
sersemce bir rüyadan tadına doyamayacağın birgüne
o ilk adımı atarsın
çok farklılık sevişmenin kokusu
ve en az kendi kadar farklı zamanlarda çarpar burnuna

hasrete dair sorular ve sorular

hasretler özlenilene yaklaştıkça mı büyüyor
yoksa bu ne bok olduğu belli olmayan hislerim
beni yine mi yanıltıyor
yahut yaklaştığım gerçekten özlenilen mi
bu benim hissettiğim gerçekten özlem mi
benim bu içimde duyduğum

sahiden şu zamana kadar kimleri neleri özledim ben

sorular
sizinde
...

sözde hocaların sordukları üniversitede
yahut hocaların sordukları
gün içerisinde insanlara yönelttiğim
gün dışında kendi kendime sorduğum
-şuan olduğu gibi-
kabirde soracakları
sormayacakları
...

geridönüşüm memuru

selamını verdi
boş tenekeleri toplayıp gitti
ne kimseye söverdi
ne de birgün halinden şikayet etti

montu dededen yadigar
yırtık çarıklarıysa devletten
dize ulaştığında kar
kırk gün medet umardı bir ekmekten

şimdi sorsalar memnun musun diye
ziyadesiyle der hıçkırarak
ovalayarak yaşlı gözlerini
devem eder aramaya
hiç tanımadığı insanlardan artakalanları

---

bekle beni hayallerimdeki geleceğim
birgün koşar adımlarla sana geleceğim
ben bir köpek gibi nefes nefese kalmışken
-ağzımdan sarkan yüreğimle-
bana üfleyeceğin ruhla dirileceğim

sonra bir daha ölmek mi sana kavuşmuşken
bıraksana kimin umrunda bu saçmalık

beni bekle beklerken daha da büyü
zor olsun ki kavuşmak
bozulmasın o muhteşem tılsım o büyü

işte o gün tam dokunmuşken yasak elmaya
sadece soğuk ve pütürlü parmak uçlarımın değil
tüm kızıllığıyla benim olacak ulaşılmazlığı

tek yiyeceğim o olsa da hiç bitmeyecek

--

keşke senin kalbin olsaydım
kapılarımı zorlayan duygulardan 
istediğime buyur derdim
istediğimi yakasıyla paçasıyla pişman ederdim
adresime dayandığına

senin kalbin ben olsaydım
şuanki ben olmayacağımdan
kimseye açmazdım o kutlu kapılarımı

bir sır gibi toprağın altında dahi
öylece kilitli kalırlardı

gökyüzü saçmalarsa

alçan bakalım alçalabildiğin kadar gökyüzü
yerin dibine girdiğinde
adınla hitap etmeyecekler sana
adında seninle birlikte saklanacak
sonra ne kadar toprak olmaya çabalasan da
olamayacaksın

rengin de değişmeyecek
gökyüzü de demeyecekler sana
bir tezatlık başını alıp gidecek

sonra
hiç bu kadar utanmamıştım diyeceksin
pişmanlığın ayyuka değdiğinde
aklından geçen tek şey ölüm olacak
her ne kadar çabalamasan da
-diğer herşeyde yaptığın gibi-
ölmeyi de beceremeyeceksin
-hiçbirşeyi beceremediğin gibi-

tekrar tekrar ölmek geçecek aklından
her beceriksizlik sonrası

ve tekrar tekrar beceremeyeceksin

-1

bir teknem olsaydı sevgilim küçükçe
gözlerinde sonsuz bir yolculuğa çıkardım
seni de alırdım yanıma
o zaman kesin anlardın
gözlerin hakkında kurduğum cümleleri
onların mübalağadan zerre olsun nasiplenmediğini
ve yine
onların o eşsiz maviliği anlatmadaki yetersizliğini

-

bir büyü aslında senin kokun
tenime sindiği andan itibaren
yaşamımı olması gerektiği gibi kılan


kokun tenime değince anlıyorum
öncesinde ne kadar çaresiz olduğumu
artık gözlerini aramıyorum
anladım ki iyice uzaklara benden
rüzgarı sırtında martılar gibi
aradıkça kaçacaklar benden

artık ellerini de aramıyorum
onlar ki bir parçaydı bedenimden

avuçlarında doğuyordu mekan
avuçlarından akıyordu zaman
...parmak uçlarına

kokun uzakça bir mevsim artık bana
sert rüzgarların bile geri getiremeyeceği
istesem de uyanamam bu rüyadan
kokun düşlerimden hiç gitmeyecek